ana sayfa iletişim
57.000 kelime ile internet'in en kapsamlı Osmanlıca - Türkçe Sözlüğü
Osmanlı'da kullanılan ölçü birimlerini, günümüz ölçülerine dönüştürebilirsiniz!
- Yardımcı Klavye -
Arama şekli:
Arama sonuçları:
"uygarlã„â±ktan uzak yer" deyimiyle ilgili toplam 1560 kelime bulundu, fakat sonuçlar 300 adet ile sınırlandırıldı.
Daha kesin sonuçlar için aranacak kelime(leri)nizi gözden geçirin.
A'raf (Arf. C.) Sırt, tepe. Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer. (Arf, herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine arf denilmiştir.) (A'raf, meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın, surun yüksek tepeleri demek olur. İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir. Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki, A'raf ma'rifettendir. Ve mânâ "Ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı simalarından tanımak üzere bir takım rical vardır demektir. Kendisine bu rical "hasenat ve seyyiatları müsavi olan kimselerdir" denildikte dizine vurmuş ve bunlar, demiş, Allah tealânın ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere tâyin buyurduğu bir kavmdir. Vallahi bilmem belki bazısı şimdi beraberimizdedir. Hâsılı A'raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır. Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden mervi olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taife-i muvahhidindir ki Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar. Sonra Allah Tealâ haklarında bir hüküm verir. (İkincisi) Bunlar Enbiya, şühedâ, ahyar, ulemâ veya rical suretinde görünür. Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır.) (E.T.)
A'yen
  • Büyük ve iri gözlü.
  • Bakılan yer.
  • Çok açık, pek belli, bâriz.
Ab-gah Farsça

  • . Havuz, küçük göl, su biriken yer.
  • Tıb: Karnın kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan kısmı. Böğür.
Ab-gir Farsça

  • Suyun biriktiği yer, havuz.
  • Dokumacılıkta kullanılan fırça.
Ab-hane Farsça

Abdest bozacak yer. Helâ, tuvalet.
Abdest-hane Farsça

  • Ayak yolu, helâ.
  • Abdest alacak yer.
Abiştgâh Farsça

Gizlenecek yer, gizli yer.
Açar Farsça

  • İştah açmaya yarayan turşu v.s.
  • İnişli yokuşlu yer.
  • Karıştırılmış, birleştirilmiş.
Adem-i Tahayyüz Boşlukta yer kaplamamak. Mekândan münezzeh oluş. Yer ile bağlı olmamak. Hacmi olmayış.
Adl-penah Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse.
Afak
  • Ufuklar. Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire.
  • Etraf. Cihetler.
  • Mc: Görüş ve dönüş sınırları. (Zıddı: Enfüs'dür.)
Afer
  • Toprak. Yer. Arz.
  • Ekin suladıkları vaktin evveli.
Aftab-gerdiş Farsça

  • Yer yüzü.
  • Kaya keleri.
  • Devamlı güneş gören yer.
Aftab-gir Farsça

  • Güneşlik, şemsiye.
  • Güneş gören yer.
Aftab-ru Farsça

  • Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel).
  • Sevimli, dilber.
  • Güneşe karşı olan (yer).
Afv
  • Ayakla basılmadık yer.
  • Malın iyisi, helâli ve fazlası.
  • Terketmek.
  • Mahvetmek.
Aguş Farsça

  • Kucak.
  • Sığınılan yer.
Ağa Yeri Topkapı sarayında hazine kethüdasının oturduğu yer.
Ağıl (ağl) Koyun, keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer, mandıra.
Ahfaz
  • (Ahfad) Alçak ve çukur yer.
  • Mc: Çok alçak gönüllü. Mütevâzi.
Ahır (Ahur) Hayvanların barındığı yer, dam.
Ahmas
  • (C: Ehâmis) İnce belli.
  • Ayak altında yere değmeyen yer.
Ahsa Çok kumlu, taşlı yer.
Ahşa Pek korkunç. Çok korkunç. Çok korkunç yer.
Ahun-bür Farsça

Yer kazan, delik açan. Lağamcı.
Ahzab
  • (Hizb. C.) Hizbler, bölükler, kısımlar, gruplar.
  • Toprağı katı yer.
  • Kur'ânın kısımları. Hizbleri.
Ahzem
  • İşini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli.
  • Yüksek yer.
  • Göğsü büyük.
Akademi Yunanca

  • Yüksek mekteb.
  • Âlimler, edebiyatçılar heyeti.
  • Eflatun'un vaktiyle talebesine ders verdiği yer.
  • Çıplak modelden yapılan insan resmi.
  • Belli bir ilmin gelişme ve ilerlemesini te'min maksadı ile müşterek tetebbularda veya serbest tedrisatta bulunan salâhiyetli kimseler topluluğu. (Huk. L.)
Akar
  • Zayi etme, kaybetme.
  • Kumlu yer.
  • Para getiren mülk. (Ev, dükkân gibi.)
Akar
  • Köşk, yüksek bina.
  • Bâbil vilayetinde bir yer adı.
  • Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak.
  • Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.
Sayfalar [ 1 / 10 ]: << ilk sayfa | < önceki sayfa [ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ] sonraki sayfa > | son sayfa >>
osmanlicaturkce.com - © 2007-2022 - iletişim
osmanlıca türkçe eski dil arapça online sözlük sözlüğü çeviri lugat tercüme kelimesinin anlamı ölçüler birimleri uzunluk alan ağırlık ölçüsü dönüştürücü dönüştürme